18 Ocak 2018 Perşembe

Çizim Çekilişi

Benim için 2018 blog dünyasındaki güzel isimlerden gelen ve beni çok mutlu eden hediyelerle başlamıştı. Yazıları yazarken yaşadığım sevinci yeniden yaşamıştım. Bu çok güzel bir duyguymuş... 😇
İşte yine bir teşekkür yazısı; sevgili fatofotofan yeni yılı karşıladığımız günlerde şöyle harika bir çekiliş düzenlemiş ve ben de kazanmıştım. İyi ki de kazanmışım vallahi!
Güzel kalpli arkadaşımın yetenekli kaleminden bu defa ben çıktım ve çok çok mutlu oldum. Kendisine emekleri için yeniden teşekkür ediyorumm! ❤❤

15 Ocak 2018 Pazartesi

Akıldan Kalbe


  • Düşün. Bu hayatta yapacağın en doğru hamle bu. Belki de kuralına göre oynamanın tek yolu... Yeri gelecek durup yalnızca düşünmen gerekecek, gereksin.

  • Sev. Bir şehri, bir kitabı, bir insanı ya da belki bir kalemi... Fakat sev; derinlerine kadar hisset hatta. Samimiyetin göz bebeklerine yansısın.

  • Mücadele Et. Eğer sana bir şans veriliyorsa tek amacın bunu değerlendirmek. Sen buna ister şans de, ister kader. Ya da her nasıl adlandırmak istiyorsan; nefes aldığın hiçbir gün karşına emek vermeden çıkan şeyler olmayacak, olmasın.

  • Korkma. Çünkü hayat korkacak, yenilecek, çekip gidecek kadar uzun soluklu değil. Bugün varsın, yarın yok. Korkuların gölgelerin ardına saklansın.

  • Kahkaha At. Bazen gerçekten, bazen derinden ama hep! 

  • Sabret. İşte bu seni çok zorlayacak. Yara açacak, yıpratacak. Fakat sonunda kazananın sen olacağına inan. En azından inanıyormuşçasına atsın kalbin.

  • Vazgeç. Vazgeç ki hayatı her sabah yeniden yaşayabilecek gücün olsun. Kimileri gider, kimileri döner, birşeyler olur ve biter.

  • Ağla. Toz pembe gezegeni kim keşfetmiş ki sen devam ettireceksin? Bırak aksın göz yaşların usul usul. Yüzünde hisset mesela, aynada izle. Çünkü bu sensin.

  • Yaşa. Oksijeni içine çektiğin her an ilk anınmış, geri bıraktığın her an da son anınmış gibi...


14 Ocak 2018 Pazar

Mim: 2017- 2018

Nihayet bu mim yazısını yazmak üzere kahvemi alıp klavye başına geçebildim. Malum artık mimlerle olan münasebetim bir hayli boyut atladı(!) 😃 Aslında bu mimi okuması oldukça keyifliyken işi yazıya dökmesi benim için epey zor oldu. Fakat bir yanım da sevgili Feri Peri beni şurada davet etmişken göz ardı etmeye razı olmadı. Kendisine güzel daveti için çok teşekkür ediyorum... 😇 
Blog aleminde tazeyim aslında, acemi sınıfındanım belki de henüz. Bu mimi hatırı sayılır sürelerce burada emek harcamış arkadaşlarımdan okumak benim daha çok hoşuma gitti. Tadını daha iyi aldım diyelim. Yine de halimiz neymiş ne değilmiş, bir bakalım... 😁


İzlenmiş film sayısı: 125 / vallahi bunu hesaplaması zormuş 😋

İzlenmiş dizi sayısı: 10 / dizi konusunda fazlasıyla seçici olan ben için büyük başarı 😎

Okunmuş kitap sayısı: 18 / okunması gereken kitap çok, zaman yok 😩

Blogda paylaşılmış yazı sayısı: 132 / ki daha fazlası olmalıydı 😉

Yapılmış yorum sayısı: bunu saymanın pratik bir yolu var mı ki... 😁

Toplam görüntülenme sayısı: 17.445 / aslında rakamların benim için hiç önemi yok. Kimse görmese de ben yazarım yani 😍

En çok görüntülenmiş yayın: Bloggerlar Arasında 

Blog takipçileri: 216 / ❤❤

Gelelim 2018' e;
Açıkçası 2018 için tek hedefim yazmak ve daha çok yazmak. Sosyolugat serisi blog için yapmayı en çok sevdiğim seri. Bu yıl ayda bir olarak yazmayı düşünüyorum ancak eklemeler de yapabilirim tabi. Film ve belgesel serilerinin de biraz geri planda kaldığının farkındayım -ne yazık ki- Bir an evvel toparlamayı düşünüyorum. 
Spesifik hedefler koymaktan ziyade içimden geldiği gibi yazdığım bir yıl olsun istiyorum aslında. Ancak o zaman kendimi tamamen yansıtıyormuş gibi hissediyorum... 😇
İşte böyle, mimi çoğu blog arkadaşımız yaptı ama okuyup da yapmak isteyen herkes davetlimdir. 


11 Ocak 2018 Perşembe

Abur Cubur Kargosu

Aman Allahım! 

Yorgun bitkin eve dönmüş, az biraz da halsiz hissediyorken odamda bir paketçiğin bana usul usul göz kırptığını farkettim. Ay, insanlık her daim böyle sürprizlerle karşılaşsa vallahi ne mutsuzluk kalır ne stres! 😁


Sevgili BİRPEMBESEVER blog sahibi Tuğçe, şurada nasıl olduğunu anlayamadığım ancak kazanıp da havalara uçtuğum orijinal çekilişin birbirinden farklı hediyelerini göndermiş inci gibi yazısı ve akıp giden mesajı ile şenlendirdiği kartpostal eşliğinde. 💗 Çok mutlu oldum, o paketi açması ve içindekilerle karşılaşması sanırım hayatımda yaşadığım nadir anlar arasına girmeye hak kazandı. Kim derdi ki taa Kore' den abur cuburlar gelecek de beni bulacak. Ama buluyormuş işte...

Şimdi buraya 'hepsini denedim şöyle farklıydı böyle bayıldım, oy oy' yazmak istiyorum ancak itiraf edeyim o paketleri açmaya kıyamadım. Evet, kıyamadım çünkü hayatımda ilk defa böyle bir deneyim yaşıyorum ve açıkçası tadım seansı yapmam biraz zaman alabilir, hihihi! 😎

Sevgili Tuğçe' ye güzel hediyeleri, İstanbul kokulu kartpostalı ve bizleri buluşturduğu çekilişi için çok çok teşekkür ediyorumm... 😇❤ 

10 Ocak 2018 Çarşamba

Yılbaşı Kargosu

Yeni yıla girerken elimden geldiğince tüm etkinliklerin içinde bulunmaya çalıştım. Açıkçası oldukça eğlenceliydi; güzel samimiyetler ve büyük hatıralar elde ettim. İşte onlardan bir tanesi daha tüm günümü güzelleştirmeye yetti. Hem de dolu dolu bir kutu ile!

Sevgili Masal Zehra çok da nefis bir konsept fikriyle bizleri bu güzel etkinlik ile buluşturmuş ve eşleştirmişti. Tıpkı diğerleri gibi içinde bulunmaktan oldukça keyif aldım. Umarım böylesi nice paylaşımlarda keyifle bulunabiliriz... 😇

İnce düşüncesi, güzel notu ve ve dolu dolu hediyeleri için kendisine yeniden çok teşekkür ediyorumm. ❤

9 Ocak 2018 Salı

Rol Yapma, Rol Yapma!

Bazı acılar insanın yüreğine öyle derin işliyor ki, ne devam edecek derman ne de yerinde kalacak sabır bırakıyor ardında. Güneşli günler öyle her sabah hazırca gelmiyor mesela. Çiçekler her dönem açmıyor. Kuşlar da ötmüyordur belki. Belki de hepsi -mış gibidir, ben gibi...
"Yahu nesin sen be , dengesiz misin? İradesiz misin yoksa sabırlı mı? Nasıl başarıyorsun ağlarken gülebilmeyi, gerginken muhabbet edebilmeyi? Nasıl yaşıyorsun böyle?"

Kendime not: istemek her durumu çözmez, ne sen kendini yor ne de başka şeyler için yorul. 
Kendime yeniden not: eh, bunu yapmak da öyle kolay değil hani. Sayısız kereler yor ve yorul ki, bir sabah bu tecrübeyi edinmiş ol.

Farkındayım, biliyorum, düşünüyorum fakat bazı şeyleri bünyeme öyle kolay kolay harmanlayamıyorum. Hayatın mı canı bana sıkkın yoksa intikam mı alıyor bilemiyorum ama, açıkçası bazı spesifik vuruculukların yeniden nefes almaya başlamasından hoşlanmıyorum. Hatta bu beni bir nebze öfkeli bir insan haline dönüştürüyor.
Kimse benden dört dörtlük bir yaşam düzeni beklemesin, benim de kimseden beklemediğim gibi. Çünkü beklenmez. Çünkü hayat dümdüz bir yoldan ibaret değil. İneceksin, çıkacaksın, kaybolacak ve yıpranacaksın. Ama en çok da bunu defalarca tekrarlamaktan usanmayacaksın. 
İnsana verilmiş en büyük armağan eleştirilebilir bir varlık olması bence. Benliğine dışarıdan bakan onlarca göz var, sen yapamıyorken. Sesini karşıdan duyan, gözlerine karşıdan bakan ve tavırlarını karşıdan inceleyen birileri. Daha ne olsun yahu!
Takıntı ile zaaf arasında, gitmek ile kalmak kıyısında bir yerlerdeyim. Üzülüyor, gülüyor, öfkeleniyor ve belki de bekliyorum. Fakat bu, böyle işte. Bir hesap mı vermem gerekiyor, açıklama yapmam ya da raporlar sunmam mı yoksa? Yoksa hepsini aynı anda yapmam mı? Bence hiçbiri...
Gel gelelim birilerine birşeyleri diyememek beni oldukça rahatsız ediyor şu sıralar. Daha doğrusu olması gereken konuşmaları bile yapamamak... 
Ama olsun, hadi bakalım bu defa da canın sağ olsun be hayat. Sen kazandım say...


3 Ocak 2018 Çarşamba

Bir Yaşım #herteldenşef

Hayat ne garip bir maraton öyle. Bir yıl önce bugün plansız, zamansız ama büyük istekle klavye başına geçip içimdeki yazma isteğine kendimce bir kıyafet giydirmeye çalıştım. Gün sonlandığında aynanın karşısına geçip kendime yandan bir gülücük attığımı anımsıyorum. Dünyaları kurtarmış mı gibiydim neydim, öyle bir hafiflemeydi sanki. 😁
Bazı şeyler uzaktan bakarak olmuyormuş mesela. Blog dünyasına girmeden önce de çok blog takip eder, elimden geldiğince okur ve bolca düşünürdüm. Bu eylemi hatırı sayılır bir süre boyunca gerçekleştirdikten sonra kapının içeriden de kapatılabileceğini farkettim. Neden bu kadar geç farkettim diye defalarca kendimi sorgulamadım değil tabi. Demek ki bir zamanı varmış, belki de en ihtiyacım olan an 'o an' mış.
'Çok okunmalıyım ama öyle böyle değil, popi olmalıyım heheyy!' gibi bir kaygım olmadı. Kimse okumasaydı da ben yazacaktım ki zaten yazıyordum. Bir deftere. Ve kimse okumuyordu. O zaman da yazmak beni iyi hissettiriyordu, şimdi de. Bu nedenle ya da belki de olmayan bir nedenden ötürü eğer bir beklenti içine girecektiysem bunun eksilerde gezinmesi gerektiğine karar verdim. Dolayısıyla yazmak eylemini kendime bir zorunluluk gibi gösterme işini de bir kenara bırakmış oldum. Çok da iyi oldu doğrusu, içimden geldiğince ve sınırsızca yazdım bıkmadan.
Günler günleri kovalarken yeni keşiflere ufuk açtım ben de. Bu çok keyifliydi! Yeni kişiler tanımak, hayatlara misafir olmak, acıyı- sevinci- heyecanı bir yorumla paylaşabilmek ve yalnız olmadığını bilmekti belki de durumu keyifli kılan. Herkesten bir parça almaya çalıştım. Elimden geldiğince her kapıyı tıklatıp yorumcuklar bırakmaya çabaladım. Kuralına göre oynanacaktıysa mesela -en azından bu konuda- ben de vardım hani... 😉
Sonra birgün hayat bana bir kuralı yeniden öğretti; insan görmeden de ısınabiliyormuş bir başkasına. Sesini duymadan da desteğini hissedebiliyormuş. Hem de çoğu durumdan daha gerçekçi samimiyetlerle... Güzel insanlar halen varmış meğer. Hep olsunlarmış mesela... Bu nedenle o ilk toyluklarımı ve yanımda olan isimleri asla aklımdan çıkarmıyorum, kalpten bir bağlılık hissediyorum ve bu böyle de devam edecek eminim. Şuanda isimlerini kelimelerle belirtmesem de beni anladıklarını biliyorum ve çok çok teşekkürlerimi sunuyorum. 😇
Toyluklar demişken çok ilginçtir hali hazırda yazma eylemini ne kadar gerçekleştirsem de burada yazmak tüm tecrübelerden oldukça farklıydı. Ve tabiki geriye dönüp bakınca 'ay inanmıyoruum bu nedir yahu!' naraları attığım yazılarım da yok değil. Muhtemelen bir gazla mı yazmışım ne yapmışım, hihihi 😃 Ha, şuan efsaneler efsanesi miyim? Tabiki hayır. Ne kadar zaman geçerse geçsin böyle olacağımı düşünmüyorum, olmak da istemiyorum aslında. Çünkü o zaman bazı şeyleri 'tamamlanmış' hissedeceğim ve belki de ivmemi düşüreceğim. Ben bazı şeyler hep yarım kalsın ki o heyecanını soluyabileyim istiyorum...
Velhasıl kelam, işte zaman yine hızını kanıtladı ve bir yıl daha geride kaldı. Bir yaşım oldu, bir yıl adım, bir hikayem... İyi ki oldu, gezegene veda edene kadar da hiç bitmesin! Bu bir serüvense adım adım, tadını ala ala dolaştırsın her köşesinde... 💫

2 Ocak 2018 Salı

Sanal İtiraf

Ne yaptık biliyor musunuz? Saatlerce, bıkmadan ve hızlıca birbirimiz hakkında merak ettiklerimizi konuştuk. Söyleyemediklerimizi, soramadıklarımızı, içimizde kalanları dile getirdik. Oysaki biz, birbirine yıllarını vermiş ve birbirini tanıdığını düşünen bir arkadaş grubuyduk. Bazı şeylerin söylenmesi için oyun adı altında fakat yüz yüze olmadan konuşmak mı gerekiyormuş, vallahi gerekiyormuş!
Çok komiğiz dedim kendi kendime. Herkes herşeyi biliyor ancak kimse bildiğini açık yüreklilikle ifade edemiyor. Herkes samimi ama herkes bir o kadar da şüpheci. Çok komiğiz, trajikomik...
Sonra düşündüm. Koskoca hayatta insanlık arasında mutlak bir 'oyun' var da benim sınırları belli grubumda mı olmayacaktı yani? Adı üzerinde insan işte, mayasında var bu huy. Atsan atılmaz, satsan satılmaz.
Ben içine dönen insandan uzak kalmayı tercih ederim açıkçası. Bazı şeyleri olduğu gibi, pürüzsüz ve açıkça konuşabilen insan ararım çevremde. Bazen bulurum bazen de bulduğum hissine kapılırım. Aslında çoğu zaman bulduğum hissine kapılırım yahu!
WhatsApp üzerinden saatlerce bitmek bilmeyen sorular sorabildik de, oturup eğriyi doğruyu konuşmak için bir beş dakika ayıramadık kendimize, bu üzüyor. Üzüyor ama şaşırtmıyor. Dedim ya, insan bu. Ruhuna hoş gelen eylemlerin tarafında olmuştur her zaman. Bir de kabul edelim insanlık yüze konuşmaktan çekinir(!), arkadan konuşmaktan utanmaz. Olay bu kadar da basit işte.

Zaman ne hırçın bir olgusun sen, biliyorsun değil mi? Çok şey götürdün bizlerden, çok değiştirdin. Yordun. Eh, gel gör ki bırakıp da gidemiyor insan. Kalamıyor da...



28 Aralık 2017 Perşembe

İkinci Kartpostal

Beklenmeyen zamanlarda gelen mesajlar var ya, bence kıymeti en bilinesi şeyler onlar..
"Şef, sana bir kart yollamak isterim." mesajıyla gelen mutluluğum sanırım ölçülemez. Sevgili Öneri Makinesi idi bana bu güzel mesajı yollayan... Nasıl da düşünceliydi öyle ahh! ❤
İşin içinde kendisi varsa ortaya çıkacak şeyin kötü olma ihtimalini kesinlikle düşünmüyorum açıkçası. 😁 Özellikle instagramda takipçisiyseniz ne demek istediğimi eminim daha iyi anlayacaksınız. Zira ben kendisinin storylerini en ön koltuktan izlemeye bayılıyorum! Ha, takipçisi değilim diyorsanız da 👉👉👉@onerimakinesi. Bence vakit kaybetmeyin... 😉
İçinde kalpten gelen bir notla tamamlanmış kartpostalları çok seviyorum, büyük bir anı olacağına inanarak değer veriyorum. Bu nedenle canım Öneri Makinesi' ne hem o harika not için hem de bu naif hediyesi için çok teşekkür ediyorum. Eve gelip de beni bekleyen kartımı görmek nefisti.
2017' yi böylesi keyifle bitireceğim aklımdan geçmezdi doğrusu... 😇

23 Aralık 2017 Cumartesi

Toplumsal Baskı

Hayat biraz da yirmi yaşındaki bir üniversite öğrencisinin tacize uğrayıp durumu ailesine açması ve babasının 'taciz olduğunu söyleme, hırsızlık dersin' sözlerine ek olarak annesinin 'artık mini etek giyme' ikazları gibiydi(!)
Evet, 'tacizcimi arıyorum' iç sesiyle sosyal medyada çare bulmaya çalışan üniversiteli o kızdan bahsediyorum. Önce polisler, sonra ailesi onu hüsrana uğratmış olsa da çabasının karşılığını aldığını bilmek benim de içime bir miktar su serpti doğrusu. Daha da beteri olmadan işi sonuçlandırabildiği için sevindim kendisinin adına fakat diğer yandan olmadık şeyleri yaşayıp da susmak zorunda kalanları düşünüp üzüldüm. Hayat böyle de adil değildi işte!
Ben neye taktım kafayı biliyor musunuz? Babaya. Tacizi hırsızlık gibi absürt bir gerekçeyle örtmeye çalışan o babaya. Kendimi düşündüm, bir kızım olsa ve birgün bana böyle birşey söylese sanırım ortalığı yerle bir eder, dünyanın öbür ucunda bile olsa çabaladığım kadar çabalar yine de pes etmezdim. Toplum baskısıyla kızımın gururunu çiğnemektense topluma baskı yapa yapa verirdim son nefesimi. Bu yüzden öfkeliyim o babaya ve onun gibi olan tüm insanlığa. Kendisini topluma endekslemiş, elalem kaygısı güden ve bu uğurda ailesini hiçe sayan zihniyetlere kırgınım aslında.
Peki sosyal medyanın o sınırsız gücü olmasaydı ve bu sapık kişisi bulunamasaydı, ne olacaktı? Bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyelim. Eh, bugün bana olmayan şeyin yarın bir başkasına da olmayacağının garantisini kim verebilir? Elalem mi, pehh... Korkuyor muyuz, duyarsız mıyız yoksa gerçekten de bazı değerlerimizi dibine kadar mı yitirdik, ben işin içinden çıkamıyorum vallahi! Yahu bu elalem adlı örgütü kim belirlemiş, kim seçmiş hakkaten? Bu hakkı kim vermiş ellerine de 'siz bunu alın ama toplum falan asla önemli değil, yeter ki size karşı bir açığımız olmasın' demiş?
Neyse, konu burada kısır bir döngüye girer ve bu öfke son bulmaz, biliyorum. Fakat bunu yediremiyorum açıkçası, bu acı zihniyeti iç dünyam bir türlü kabul edemiyor.
Gelelim şu toplumsal baskı absürtlüğüne. Bu nasıl bir güçtür ki bir anne kalkıp kendi evladına giyim tarzını değiştirmesi yönünde baskı yapabiliyor? Aa sahiden, anne de toplumun baskısını ekstra baskılıyor değil mi, olması gerekenin o olduğuna inandırıyor kendisini ve ezilmekten çekinmiyor. Topluma uygun olsun da gurur, onur şöyle bir kenarda dursun diyor. Ahh ah!
Bir de 'ama yapacak birşey yok' cular var. Var arkadaşım, var. Tacize uğrayan kızımız da ailesini ya da polisleri dinleseydi yapacak birşey yoktu. Dinlemedi, cesaret etti, sesini yükseltti ve yapacak birşeyleri oldu. Kendisi ve içinde barındığı toplumu adına hem de. İnsanlık görevini yerine getirdi bir nevi... 
Yok yok, ben anladım. Bizim olayımız şu; kendimize ufak sınırlar arasında sahte avunmalar oluşturmuş, aynı sahneleri defalarca oynayıp duruyoruz. İçimizde bozulanı eziyor, bozulup da gelen altında eziliyoruz. Ne uzuyor ne de kısalıyoruz.
Ne yapıyoruz biz yahu, ne!

22 Aralık 2017 Cuma

İlk Kartpostal

Heyoo! 

Bugün blog dünyasına ait ilk kartpostalımı büyük bir keyifle almış bulunuyorum. Sevgili fatofotofan bizleri güzel bir etkinlikle buluşturmuş, mutlu etmişti. Kendisine buradan tekrar teşekkür ediyorum.
Karşılıklı kartpostallaşma içerikli bu etkinlikte eşleştiğim sevgili SessizKaldım bana çok güzel notlar barındıran kartpostallar göndermiş uzun mesafelerden. Akşam eve gidip de bunları görmek doğrusu çok değerliydi, kendisine ve o sıcacık samimiyetine çok teşekkür ediyorum. Ömür boyu saklayacağım güzel anılar köşeme yenileri eklenmiş oldu böylelikle... 😇💗
Sanırım bu tarz etkinlikleri çok seviyorum ben, umarım hiç bitmez. 😊

20 Aralık 2017 Çarşamba

2017' de EN ÇOK..?

Sağım, solum, önüm, arkam birbirinden özgün 2017 yazıları ile dolmuşken -ki hepsini de okumaktan ayrı keyif aldım- ben de bir el atmak istedim bu işe. Aslında amacım yalnızca içimden geçenleri yazmak ama belki de şuan bir mim yapıyorumdur, bilemiyorum. 😁 Haydi başlayalım...


*okuyan ve yazmak isteyen herkesin yazılarını bekliyorum 😉







  • 2017' de en çok bazı insanları, bazı fikirleri ya da gereksiz çoğu şeyi geride bıraktım. Bırakmayı çok istedim, olmaz sandım. Meğer oluyormuş.

  • 2017' de en çok yeniden bir evcil hayvan ile yaşamımı birleştirebildim. Her ne kadar kararsızlıklarım olsa da o sorumluluğu yeniden göze alabildim. Hissettiğim bu huzuru doya doya yaşadım, halen de yaşıyorum. Köpeğim de büyüdü tabi, hihihi 😇

  • 2017' de en çok farkettiğim şey kendime, çevreme ya da olaylara karşı sergilediğim tavırların yaşadığı sağlamlaşma oldu. Ciddi anlamda oldukça kararsız birisiyim ne yazık ki, fakat anladım ki insan istediğinde doğru kararlılıklar da sergileyebiliyormuş.

  • 2017' de en çok arkadaşını evlendiren yine bendim, ben! 😃 Mutluluklarıyla mutlu olup, heyecanlarına ortak bir nefes oldum elimden geldiğince. Bu evliliklerin çoğu olumsuz sonuçlandı, hayırlısı böyleymiş deyip eşlik etmeye devam ettim.

  • 2017' de en çok şöyle keyfini çıkara çıkara karpuz yemeyi özledim. Artık iyi karpuza denk gelmek ne kadar da zorlaştı yahu!

  • 2017' de en çok yaptığım eylem sanırım müzik dinlemek oldu. Normalde de şarkılardan çok uzak değilimdir ancak yıl boyunca en dolu ve en aktif keşiflerde bulunduğumu düşünüyorum.

  • 2017' de en çok blog yazmak ve blog yazılarını okumak için sabırsızlandım. Bence bu hayattaki en güzel şey bu...

  • 2017' de en çok kırıldığım iki durum oldu. Üzerine düşünmemeyi ve unutmaya çalışmayı tercih ettim.

  • 2017' de en çok çocukken sınırsızca dışarıda oyunlar oynadığımız saf günleri özledim. Nedendir bilmem ama sık sık aklıma geldi, gülümsetti...

  • 2017' de en çok kahkahayı arkadaşlarımla attım vallahi. Yer ya da zaman farketmeksizin aynı konulara her defasında aynı heyecanla gülmeyi başardık bence. 😁

  • 2017' de en çok yerin dibine girdiğim yalnızca bir an oldu ki onu da zaten şurada yeterince belirtmiştim. Sanırım uzun süreler boyunca aklımdan çıkmayacak. 👀