26 Haziran 2017 Pazartesi

#sosyolugat12- Değişim& Toplumsal Değişim

*zaman akıyor, sosyolugatlar gecikti, arayı kapatma çabası... ✋

'Çok fazla toplum üzerinden gidiyorsun sanki?' seslerini duyar gibi oldum. Evet, genel anlamda öyle bir durumum var, bir konuda takıldığım zaman her yönden incelemek istiyorum. 😋 Eh, o zaman şu değişim meselesi neymiş bir bakalım...
Değişimle ilgili hatırladığım ilk münasebetim şöyleydi;
- "Hocam, değişim nedir?"
- "Sosyolojinin temel problemlerinden birisidir." (!)
Türkçe karşılığı 'uğraştırma beni' oluyor sanırım... O gün bugündür anladım, sosyolojide değişim meselesi nefes alıp veriyor olmak gibiymiş.
İşin evveliyatı 19.yy ortalarına, bilemediniz sonlarına dayanıyor. Şu sosyoloji incelemelerine dair ilk girişimlerin yapıldığı dönemler hani... Bir de ortamda hakim değişim dalgaları var ki göz ardı edilecek cinsten değil. (sanayileşme ya da devrimler gibi) Anlayacağınız ortam kaynıyor, e haliyle yeni fikirler, yeni önermeler de durmak bilmiyor. İleri gelen toplumsal değişimlerin devrimci nitelikte olduğunu ve sınıflar arası mücadeleden kaynaklandığını söylüyor mesela Marx. Tabi o dönemin şartlarına bağlı olarak hafif ütopyamsı olan bu bakış açısını geçiştirmemekte fayda var. Hem tarihsel bir tarz benimseyip hem de taze fikirleri üretmeye çalışan toplumda -tahmin edileceği gibi- bizim değişim meselesi karmaşık bir hal alıyor. İleriye dair çıkarımda bulunmak öyle her baba yiğidin harcı değil. Mesela modern çağda yaşayan bizler biliyoruz ki, değişim hep bir döngü içerisinde ve yasalar, politika, kültürel yayılmalar ya da toplumsal hareketler gibi unsurları da özünde barındırmakta. Ha bir de çevresel faktörleri...
Peki toplumsal değişim yalnızca 'değişim' midir? Benim buna cevabım hayır çünkü her dönem kendisinden bir sonraki döneme belirli bir değer katar. Tabi bu hop diye olmaz, bazı aşamaları ve hatta bazı şartları mevcuttur. Başka? Uyum süreci var tabi. Yine her dönem, bir öncekine kıyasla adaptasyon seviyesinin de farklı olduğu bir dönemdir. Bu uyumu aslında bir anlamda gereksinim olarak da adlandırabilirim. Nitekim insanların hayatta kalma adına gerçekleştirdikleri stratejiler her döneme uyarlanmak zorundadır. Gel de uyum sağlama! Hem hayatta kalamayan bir toplumda değişimden nasıl bahsedecektik değil mi?
Her ne kadar değişimin farklı ilkeler ekseninde ilerlediği savunulsa da, 19. yy kuramcıları değişimi homojen olarak nitelendirmiş ve toplumdaki her kesimin orada ve birlikte değişeceğini savunmuşlardır. Fakat 19.yy' da genel anlamda değişimin ilerleme ile paralel olacağı yönünde bir düşünce vardı. Günümüzde ise bu düşünce pek de etkili olmamakta ve hatta değişimin geriye dönük ya da yıkıcı olan yüzüne de önem verilmektedir. Bu aslında topluma dair öngörülerde ortaya çıkan belirsizlik durumunu ve aynı zamanda bir kalıba girememe anlayışını bizlere açıklamaktadır. 
Yok yok, merak etmeyin. Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir diye bitirmeyeceğim. 😁

Birinci Gün

Yine aynı şeyleri tekrarlamak istemiyorum aslında ama öyle yorgunum ki en ufak boşlukta sığınacak destekler arıyorum kendime. Bir yanım böyleyken, diğer yanım tam bir mücadeleci; bıkmadan, sabırla ve sessizce... Buna bir de 'uyuyamamak' sorunsalı eklenince katmerli yorgunluk depolaması oluyor doğrusu. Ama yine de içimden gelen yazma dürtüsüne engel olmayı kendimden hiçbir zaman beklemiyorum.
Yazıya başlarken de kararsız kaldım; 'acaba bayramla ilgili böyle pozitif, naif kelimeler mi tüketsem?' dedim önce. Tabi sonra vazgeçtim. 😏 En iyisi bildiğim yoldan şaşmamak ve içimden geldiği gibi içimi dökmek olacaktı.
Henüz hayatın çok gerisindeyken(!) heyecan duyarak beklediğim bayramların o koşuşturmalı havasına pek anlam veremezdim. Kalabalıklar ya da kalabalık laflamalar karıştırırdı beni. Açıkçası halen de öyle; malum yaş ilerledi, yaşanmışlıklar yerini aldı, karakter arayışları sona yaklaştı vs... Monotonlaştık. Fakat bugün kafamın içindeki tüm bu farkındalıklara rağmen rahatladığımı hissettim. Daha doğrusu bir huzur geldi çünkü kendimi yormadan, üzmeden anlatabildiğim birilerinin olduğunu bilmek çok kıymetliymiş tekrar anladım. Sadece göz teması kurarak bile insan insanı çözebiliyormuş, duy da inanma! Uzun zamandır görmediğim ama kendisini farklı ağızlardan defalarca dinlediğim bir abim... Ya bunu yazınca da bir garip hissettim kendimi. Hatırı sayılır derecede uzun yıllar geçmişti ve ona rağmen içimdeki o gıpta hissinde zerre azalma olmamıştı. Hani şu 'uzakken bile yakın olanlar' meselesinden... Ne de güzel oldu, nasıl da mis koktu öyle sohbetimiz. Sosyoloji ile başladık tabi ama sonrasında bir bakmışız zaman- mekan sıfırlanmış ve biz ayrıda bütünleşmişiz. Ah işte be! Şu hayatta lezzet aldığım en nadir ama en sonlu anlardandı. Kendimi açıklama derdi gütmeden, endişelenmeden, geri çekilmeden yapabildiğim her sohbet -ya da bir ufak bakış bile- çoğu şeye bedel bence. Hep böyle olsa diyeceğim ama, ı- ıh olmaz. Zaten olsa da tadı kalmaz. Ulaşınca da değerini ışık hızında kaybeder.
Velhasıl kelam ben yine 'hayat garip' triplerine girmeden son sözleri bırakayım en iyisi. Sonuçta tribe de girsem aynı, tripten de çıksam aynı. Malesef... 

23 Haziran 2017 Cuma

Nihayet

Döndüm!
Ama nasıl bir özlemle, nasıl bir telaşla belli değil...

Yine zamanın hızına yenik düşmüşken bulunca kendimi, en iyisinin fazla yıpranmadan teselli olmak ya da kendimi teselli ettiğime inandırmak olduğuna karar verdim. Giderken de aklım hep buradaydı, dönerken de... Aslında başlangıçta herşey normaldi ancak bir süre sonra bazı sebeplerden ötürü yazmaktan uzak kalacağımı anlayınca ay o bendeki nasıl bir yıkılmışlıktır öyle, üç- beş gün zombi modunda gezdim(!) Tabi yazmaktan uzak kaldım ama özünde blog yazmaktan uzak kalmış sayıldım. Baktım bu iş böyle olmayacak ve bir de malum yoğunluklar da kendisini göstermişken işi abarttım(!) ve herşeyden uzaklaştım. Niye böyle yaptım bilmiyorum. 😁
Eh, hal böyleyken internetin cilvelerine değinmeden hiç geçer mi bu yazı, geçmeez! Aman efendim bildiğiniz klişeler; 'internetle de olmuyor internetsiz de', 'hep aklımda hiç uzaklaşamıyorum', 'nasıl da alışmışım elimin altında' vs... Ama yalan yok, instagramı ayrı bir özledim yahu!
Madalyonun diğer tarafında aslında oldukça yorgun bir ben var. Evet, yaşlanıyorum ve bunu sindire sindire hissediyorum sanırım. Şaka bir yana beynim de en az bedenim kadar yorgun. Sanırım bu yüzdendir onca şeyden uzak kalabilmeye katlanışlarım... Dün gece de bunları düşünüyordum sonra bir anda 'amaan sanki çok da mühim bir mesele' dedim kendi kendime. Sonuçta benim birşeylerden uzak kalışım evrende bir bozulmaya falan yol açmayacaktı değil mi?! 
Neyse çok uzatmayacağım çünkü bu yazıda sadece 'döndüm' yazmak bile beni çok rahatlatacaktı. Şükür ki döndüm, dönmeyi istedim. Çok şeyden uzak kaldım biliyorum ama bu bile içimi rahatlatıyor açıkçası çünkü sabırla, merakla arayı kapatacağım çok şeye sahibim. Ve umuyorum en kısa süreyle de bunu gerçekleştireceğim...  💃

1 Haziran 2017 Perşembe

İlk İzlenim Dediğin

İnsanlar arasındaki etkileşim evrelerinde ileriyi belirleyen en temel faktörün ilk izlenimler olduğunu bilen bizler, çoğu zaman tavırlarımızı sırf ilk izlenimlerden aldığımız enerji doğrultusunda şekillendirmekten çekinmiyoruz. Devir değiştikçe ve artık çoğu şeyin 'görünürlük' payına verilen önem arttıkça da haliyle ilk izlenimler neredeyse karakterin bir kuralı haline gelmiş durumda. Peki biz insanlar ilk izlenimlerimizi neye dayanarak oluşturuyoruz? Duruş? Kıyafetler? Fiziksel özellikler? Ya da hepsi. Bir bakalım...


  • Yüz İfadeleri
Yüz ifadeleri aslında öyle güçlü bir kategori ki, gelmiş geçmiş pek çok araştırmacı bunun etkisini ortaya koyabilmek için sayısız çıkarımların altına imza atmıştır. Ufak bir araştırma sonucunda vakti zamanında Darwin' in bu konuya yönelik verilerine rastladım ve hatta bu teoriler son yıllarda oldukça kabul görmekteymiş. Buna göre; yüz ifadeleri yalnızca iletişimde kendisini göstermekle kalmamıştır. Duygusal anlamda bazı ifadeler doğuştan varolmuş ve bu nedenle de tüm dünyada aynı şekilde algılanmıştır. Mutluluk, üzüntü, korku, şaşkınlık ya da tiksinme gibi. Kim olduğumuz, nereli ya da hangi kültürden olduğumuzun söz konusu bu duygularda pek bir etkisi yoktur değil mi...
Aynı zamanda insanların yüz ifadeleri bizim hislerimizle doğru orantılıdır. Karşı taraf nasıl bir ifade sergiliyorsa biz de o yönde bir tavır ediniriz kendimize. Kızmışsa endişeleniriz, mutluysa rahatlarız. Ama tabi her insan bu duruma eşit derecede dikkat ediyor dersem de pek doğru olmaz.


  • Göz Teması
Benim de en çok dikkat ettiğim ve fazlasıyla hassas olduğum bir madde bu. Bana göre koca bir iletişim sırf göz teması kurularak bile doğru yolda ilerleyebilir. Hisler, tavırlar, fikirler göz temasıyla kendisini ortaya çıkaran faktörlerdir. Bu nedenle her insan öncelikle karşısındakinin gözlerini net bir şekilde görebilmek ister. Göz göze gelmekten kaçınanlar ise adeta istenmeyen kişilerdir. Genellikle utanan ya da korkan bireylerin göz teması kurmaktan kaçındığı gibi bir fikrimiz olsa da, günlük hayatta bazı bireylerin kendi iradeleriyle göz teması kurmaktan kaçındıkları da bazı araştırmalara konu olmuş bilgiler arasında. 
Hem ne demişler, gözler kalbin aynasıdır. 😄


  • Dış/ Fiziksel Görünüm
Ne yazık ki son yıllarda insanları yalnızca dış görünümlerine bakarak değerlendiriyor ve iletişimin gidişatını belirliyoruz. Bir insanı ciddi anlamda tanımaktansa fiziki özelliklerine bakarak bir kategoriye rahatlıkla dahil edebiliyoruz. Tabi ki yapılan araştırmalar da, güzel bir yüzün, insanda olumlu duyguları ortaya çıkardığını ve bu nedenle tam bir güven sağlayarak iletişime geçtiğini ortaya koymuş. Buna yönelik yapılan onlarca sosyal deneyi de göz önünde bulundurursak, evet gerçekten de karşımızdakinin kaşı- gözü güzelse biz de oradayız. Ama değilse üzgünüm, iletişime kapalıyız(!)


  • Beden Dili
Aslında beden diline dair söylenecekleri az çok biliyoruz, ben de bu konuda liseden itibaren pek çok seminere katılıp bilgi edinmiştim. Ama yine de insanlar arası ilişkilerin belki de sonucunu belirleyecek kadar güçlü olan beden dilini öyle sıradan bir faktör olarak da görmemek lazım. Elimizi kolumuzu nereye koyduğumuzdan tutun da, bakışlarımızın yönüne, oturup kalkarken vücudumuzun aldığı şekillere kadar hassas noktaları olan bir mesele bu. Bu nedenle fazlaca kitap yazıldığı gibi beden dilinin nasıl olması gerektiğine dair de kurslar açılmaktadır. İşte bu da beden dilinin kültürden kültüre farklılık göstermesiyle alakalı birşey. Yani bizim toplumumuzda belirli olan bir beden hareketi, başka toplumda o anlama gelmiyordur ve gelmek zorunda da değildir. Kısacası evrensel bir kategori olarak nitelendirmek yanlış olacaktır.